Anayasa Mahkemesi, 7256 sayılı Kanun'la 4447 sayılı Kanun'a eklenen geçici 27. maddenin dördüncü fıkrasını ve 2809 sayılı Kanun'un ek 158. maddesinin beşinci fıkrasındaki bazı hükümleri Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir.
Mahkeme, kayıtsız çalıştırılan işçilerin geçmiş döneme ait bazı haklarından feragat etmiş sayılmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ve işçi aleyhine dengesizlik yarattığını belirtmiştir. İşçinin kayıt altına alınması kanuni bir yükümlülük olup işverene sağlanan teşviklerin külfeti işçiye yüklenemez.
Sağlık Bilimleri Üniversitesinin kadro dağılımının Bakanlıkla ortaklaşa belirlenmesi ve öğretim elemanlarına hastanelerle sözleşme yapma zorunluluğu getirilmesi ise üniversitelerin idari ve bilimsel özerkliğine aykırı bulunmuştur. Ayrıca sözleşmelerin içeriği ve fesih koşulları bakımından yasal belirliliğin sağlanmadığı tespit edilmiştir.
Öne çıkanlar
- İşçilerin geçmiş haklarından feragat etmiş sayılması mülkiyet hakkına aykırıdır.
- Kayıtlı istihdam teşviklerinin külfeti işçilere yükletilemez.
- Üniversite kadrolarının Bakanlıkla ortak belirlenmesi idari özerkliği zedeler.
- Öğretim elemanlarına hastaneyle sözleşme zorunluluğu bilimsel özerklikle bağdaşmaz.
- Sözleşme şartları ve fesih hallerinde yasal belirlilik bulunmadığı görülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin yayımladığı resmî metni göster
Anayasa Mahkemesi 1/6/2023 tarihinde E.2021/5 numaralı dosyada, 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 12. maddesiyle 4447 sayılı Kanun’a eklenen geçici 27. maddenin dördüncü fıkrasının ve 22. maddesiyle 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nun ek 158. maddesinin beşinci fıkrasının değiştirilen üçüncü cümlesi ile beşinci fıkrasına eklenen dördüncü ve beşinci cümlelerin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine karar vermiştir.
A. İşçinin Kayıtsız Çalıştırıldığı Dönemdeki Bazı Haklarından Feragat Etmiş Sayılacağını Öngören Kuralın İncelenmesi
Dava konusu kuralla, Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeksizin çalıştırılan işçilerin bildirim yapılmadan çalıştırıldıkları döneme ilişkin olarak ücret ve ücrete bağlı haklar hariç olmak üzere diğer haklarından feragat etmiş sayılacakları hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeyle işverenlerin geçmiş dönemde doğan ve yerine getirilmeyen yükümlülüklerinden kurtulmalarına imkân tanınmıştır. Düzenleme her ne kadar işçilerin kayıtlı çalıştırılmasını teşvik edici bir nitelik taşısa da işçinin kayıtlı hâle getirilmesi zaten işverenin kanuni yükümlülüğüdür. Dolayısıyla işçinin kayıtlı hâle getirilmesi onun yasal haklarının ötesine geçen bir avantaj ya da işverenin bir lütfu değildir. Bunun yanı sıra işverenin yükünü hafifletmek adına işçinin haklarından feragat etmesi de beklenmemelidir. İşçinin kayıt altına alınmasını teşvik etmek amacıyla işveren lehine düzenlemeler yapılabilir fakat bu düzenlemelerle işveren lehine yapılan teşviklerin külfetinin işçiye yükletilmemesi gerekir.
Anayasa’nın 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Bu bağlamda işçilik alacakları da Anayasa’da güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına dâhildir. Kanuni hakkı olan sigortalı hâle getirilme nedeniyle işçinin bazı işçilik haklarından feragat etmiş sayılması, devletin mülkiyet hakkının korunmasına ve işçilerin sosyal güvenliğinin sağlanmasına yönelik pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesine neden olacaktır. Ayrıca feragat etmiş sayılma hâli, işverenle işçinin menfaatleri arasında kurulması gereken dengenin işçi aleyhine bozulmasına yol açacaktır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
B. Sağlık Bilimleri Üniversitesinin Öğretim Görevlisi Kadrolarının Belirlenmesine ve Öğretim Görevlilerinin Hastanelerle İmzalayacağı Sözleşmelere Yönelik Düzenlemeler İçeren Kuralların İncelenmesi
1. Öğretim Üyesi Kadrolarının Niteliklerinin ve Dağılımlarının Belirlenmesini Düzenleyen Kural
Dava konusu kuralda, birlikte kullanım protokolüne bağlı olarak Sağlık Bilimleri Üniversitesine (Üniversite) tahsis edilen öğretim elemanı kadrolarının nitelikleri ve dağılımının, birlikte kullanılan eğitim ve araştırma hastanelerinin eğitim birimlerinin ihtiyacının ve niteliklerinin dikkate alınarak Üniversite ve Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) tarafından ortaklaşa belirlenmesi öngörülmüştür.
Üniversitelerin idari özerkliği, akademik kadroların nitelik ve dağılımlarının üniversitelerin kendi organları tarafından belirlenmesini gerektirmektedir. Kadrolara yönelik anılan belirlemelerin Üniversite ve Bakanlıkça birlikte yapılması, üniversitelerin idari özerkliğine ilişkin anayasal gerekliliklerle bağdaşmaz. Üniversitelerin özerkliğine ilişkin olarak Anayasa’nın 130. maddesinde yer alan güvenceler, tüm üniversiteler için geçerli olup bu güvenceleri sağlamayan herhangi bir üniversite modeli Anayasa’ya uygun değildir. Bakanlık, dava konusu kuralla kendisine tanınan yetki sayesinde Üniversitenin karar alma sürecinde etkin ve belirleyici bir role sahip olmuştur. Bunun sonucu olarak da merkezî idare, üniversite üzerinde denetim ve gözetim yetkisini aşan nitelikte bir yetki kullanma imkânına sahip bir kimlik kazanmıştır. İdari özerkliğe aykırı bu durum aynı zamanda bilimsel özerkliğin de ihlali sonucunu doğuracaktır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir
2. Öğretim Üyelerine Hastanelerle Sözleşme Yapma Yükümlülüğü Öngören Kurallar
Dava konusu dördüncü cümlede, Üniversite ile Bakanlık arasında yapılan birlikte kullanım protokolü kapsamında Üniversite öğretim elemanlarına protokole konu hastanelerle sözleşme imzalama yükümlülüğü getirilmektedir.
Kuralla, Üniversite öğretim elemanları kendi üniversitelerinden başka bir kamu idaresiyle sözleşme yapmaya mecbur kılınmıştır. Böylelikle ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan ve merkezî idare hiyerarşisine dâhil olmayan üniversitenin personeli olan öğretim elemanları, merkezî idare hiyerarşisine dâhil edilmiştir. Bu durum bilimsel özerklikle bağdaşmamaktadır.
Diğer yandan hastane ile öğretim elemanı arasında 3359 sayılı Kanun’un ek 9. maddesi uyarınca tanzim edilecek sözleşmenin en fazla üç yıllık olabileceği belirtilmiş, sözleşmenin içeriğinde de sunulacak hizmetin niteliği, performans hedefleri ve süresinin yer alacağı hüküm altına alınmış bunun dışında ayrıca bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu itibarla öğretim elemanlarının hastanede yürütecekleri görevle ilgili yeterli düzeyde belirliliğin ve öngörülebilirliğin sağlanamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dava konusu beşinci cümlede ise sözleşmenin feshi veya süresinin sona ermesi hâlinde öğretim elemanının, Üniversitenin Bakanlıkla birlikte kullanım protokolü imzaladığı diğer hastanelerle de yeniden sözleşme yapabileceği veya Üniversitenin görevlendireceği birimlerde ve hizmetlerde çalıştırılabileceği öngörülmüştür. Fakat sözleşmenin hangi hâllerde feshedilebileceğine dair açık, net bir düzenlemeye yer verilmediği görülmüş; dolayısıyla yasal belirliliğin sağlanamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralların Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.