0533 399 10 38 av.nisakilnamazbaygun@gmail.com
Sitede ara
Menü

Karar · Bireysel başvuru

Ön alım bedelinin nemalandırılmaması kararı

Anayasa Mahkemesi, ön alım bedelinin nemalandırılmayarak değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

B. No: 2022/86882Karar tarihi: 16.09.2026Birinci Bölüm

Esas (İhlal)

Anayasa Mahkemesinin başlığıOsman Çiftçi Başvurusu

Başvuru, ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasında ileri sürülen esaslı iddiaların mahkemece karşılanmaması ve mahkeme veznesine yatırılan ön alım bedelinin vadeli hesapta nemalandırılmaması sebebiyle enflasyon karşısında değer kaybına uğramasından kaynaklanan mülkiyet hakkı ihlali iddiasına ilişkindir.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin fiilî taksim ve kötü niyet iddialarını yeterince incelediğini ve usul güvencelerini sağladığını belirterek davanın sonucuna etki eden iddiaların değerlendirilmediği yönündeki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur. Buna karşılık, mahkeme veznesine yatırılan ön alım bedelinin vadeli bir mevduat hesabına yatırılması gibi basit tedbirlerin alınmaması sebebiyle paranın değer kaybına uğratıldığını ve devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmeden Mahkeme, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görmemiş; başvurucunun talebiyle bağlı kalarak 100.000 TL maddi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Öne çıkanlar

  • Mahkeme veznesine depo edilen ön alım bedelinin vadeli hesapta nemalandırılmaması mülkiyet hakkını ihlal etmiştir.
  • Davanın sonucuna etkili esaslı iddiaların değerlendirilmediği yönündeki başvuru açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.
  • Yeniden yargılama yerine, taleple bağlı kalınarak başvurucuya 100.000 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yayımladığı resmî metni göster

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
OSMAN ÇİFTÇİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2022/86882)

Karar Tarihi16/9/2026
Başkanİrfan FİDAN
ÜyelerRecai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL
RaportörAyça GANİDAĞLI
BaşvurucuOsman ÇİFTÇİ
VekiliAv. Birkan Orkun ÖZTÜRK

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasında davanın sonucuna etkileyecek esaslı iddiaların değerlendirilmemesi ve ön alım bedelinin nemalandırılmaması sonucunda enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Kırşehir'de bulunan 17 adet taşınmazı Kırşehir 1. Noterliğinin 26/12/1985 tarihli ve 29678 yevmiye numaralı miras temlik senediyle 600.000,00 TL bedelle satın aldığını belirterek dava konusu taşınmazlarda devir borcunun yerine getirilmediği gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Kırşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2010/222, K. 2013/363) 24/10/2013 tarihinde davanın kabulü ile dava konusu taşınmazların başvurucu adına tapuya kayıt ve tesciline karar vermiştir. Taşınmazın hissedarlarından olan Z.A. (davacı) dava konusu taşınmazlarda bir kısım paydaşların miras hisselerini miras temlik senedi ile başvurucuya sattığını, başvurucunun da ferağ icbar davası neticesinde bu hissedarlardan paylarını mahkeme kararı ile edindiğini haricen öğrenmiş bulunduğunu belirterek başvurucu aleyhine 4/11/2014 tarihinde Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davası açmıştır.

3. Başvurucu, davaya cevabında dava konusu taşınmazlar üzerindeki bir kısım miras hisselerini 26/12/1985 tarihli noter senedi ile satın aldığını, Kırşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davanın 2013 yılında kesinleşmesi üzerine taşınmazların adına tescil edildiğini, 28 yıldır taşınmazda kesintisiz olarak zirai faaliyette bulunduğunu, ön alım hakkı yönünden davanın açıldığı tarih itibarıyla taşınmazda yaptırılacak bilirkişi incelemesi neticesi belirlenecek objektif taşınmaz değeri üzerinden ön alım hakkının kullanılması gerektiğini ileri sürmüş ve davanın reddini talep etmiştir.

4. Mahkemece mahallinde 13/11/2015 tarihinde keşif yapılmış ve keşif sırasında başvurucunun dört tanığı dinlenmiştir. Tanıklar beyanlarında taşınmazların davacının murisi tarafından çocuklarına taksim edildiğini, başvurucunun da taşınmazın fiilen taksiminden sonra taşınmazları edindiğini ve başvurucunun dava konusu taşınmazları 25 yıldır fiilen kullandığını ifade etmiştir.

5. 1/12/2015 tarihli bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazların değeri 92.610,39 TL olarak tespit edilmiştir. Davacı tarafından 26/1/2016 tarihinde ön alım bedeli 92.610,39 TL olarak mahkemeler veznesine yatırılmıştır.

6. Mahkemece 23/3/2016 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde Kırşehir ili, Karaboğaz köyü 140 ada 1, 147 ada 14, 174 ada 189, 212, 214 parsel sayılı taşınmazların hisse malikleri tarafından fiilî taksim yapılmak suretiyle kullanılmakta olduğu, başvurucunun fiilî taksim iddiasının bulunduğu ve bu durumun yapılan keşif sonucunda tanzim olunan bilirkişi raporları ile de belirlendiğine değinilerek bu parseller yönünden davanın reddine; diğer parseller yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece ayrıca yatırılan toplam 92.610,39 TL ön alım bedelinden davanın kısmen kabul kararı verilen taşınmazlara ilişkin ön alım bedeli olan 60.502,96 TL'nin davalı başvurucuya ödenmesine, bakiye kalan 32.107,43 TL'nin ise davacıya iadesine karar verilmiştir.

7. Başvurucu, temyiz talebinde satıştan haberdar olan davacının kötü niyetli olduğunu ve fiilî taksime yönelik önceki savunmalarını tekrar etmiştir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 25/3/2019 tarihli bozma kararında başvurucunun fiilî taksim savunmasında bulunduğu, bu doğrultuda davacının ve başvurucuya pay satan paydaşların kullandığı yer olup olmadığının belirlenmesi için taşınmaz başında keşif yapılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca taraf tanıklarının keşif mahallinde dinlenmesi, bilirkişilerden tanıkların ve tarafların gösterdiği yerleri belirtir şekilde denetime elverişli krokiye bağlanmış rapor alınması gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

8. Bozma sonrası yeniden keşif yapılmış ve bilirkişi raporu alınmıştır. 25/10/2019 tarihinde yapılan keşifte özellikle zeminde davacının ve başvurucuya pay satan paydaşların kullandığı yer olup olmadığı hususlarının belirlenmesi için taraf tanıkları keşif mahallinde dinlenmiştir. Mahkemece 24/12/2019 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde bilirkişilerden tanıkların ve tarafların gösterdiği yerleri belirtir şekilde 4/11/2019 tarihli denetime elverişli krokiye bağlanmış rapor alındığına değinilmiştir. Davacının ve başvurucuya pay satan paydaşların kullandığı bir yer bulunmadığı, bazı taşınmazlarda fiilî kullanımda bulunanların ise davacı ve başvurucuya pay satan paydaşlar dışındaki kişiler olduğu belirtilmiştir.

9. Başvurucu temyiz talebinde önceki savunmalarını tekrar etmiştir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 22/2/2022 tarihinde temyiz talebini reddederek kararı onamış ve karar düzeltme talebini de 4/7/2022 tarihinde reddetmiştir. Hüküm 4/7/2022 tarihinde kesinleşmiştir.

10. Başvurucuya ön alım bedelinin 60.502,96 TL'si 27/5/2016 tarihinde; kalan 32.107,43 TL'si ise 22/8/2022 tarihinde ödenmiştir.

11. Başvurucu 16/8/2022 tarihinde nihai kararı öğrenmiş ve 13/9/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Birinci Bölüm İkinci Komisyon 25/9/2024 tarihinde makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının kabul edilebilirlik hususunun karara bağlanması Bölüm kararını gerektirdiğinden başvurunun Bölüme gönderilmesine karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

13. Başvurucu; taşınmazları fiilen taksim sonrası noterde satın aldığını ve tescil için dava açarak adına tescil ettirdiğini, taşınmazları fiilen taksim edilmiş hâli ile satın aldığı için ön alım davasının reddedilmesi gerektiğini, uzun yıllardır taşınmazlarda zirai faaliyette bulunduğunu bu sebeple davacının hisselerin başkasına satıldığından haberdar olmadığı iddiasının kötü niyetli olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca bedelin nemalandırılmaması nedeniyle değer kaybına uğradığını belirterek adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.

14. Başvuru mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

A. Davanın Sonucuna Etki Edebilecek Esaslı Unsurların Değerlendirilmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

15. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Somut olayda başvurucunun satış yoluyla edindiği taşınmaz hisselerinin mülk teşkil ettiği açıktır.

16. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında devletin pozitif yükümlülükleri ile negatif yükümlülükleri arasında kesin bir sınırın tanımlanması mümkün olmamakla birlikte uygulanacak ilkeler benzerlik taşımaktadır. Somut olayda özel hukuk kişileri arasında bir uyuşmazlık söz konusudur. Bu bağlamda eldeki başvurunun devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

17. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda olayda tarafların birbirleriyle çatışan menfaatleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tarafların karşı karşıya gelen menfaatlerini gözeterek mülkiyet hakkını korumakla yükümlü bulunan devletin, maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Bu bağlamda ilk olarak devletin etkili bir hukuksal mekanizma oluşturma yükümlülüğü çerçevesinde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığı irdelenmelidir (Novartis Ag [1. B.], B. No: 2015/11867, 14/11/2018, § 76).

18. İkinci olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (benzer yöndeki kararlar için bkz. Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71; Züliye Öztürk [1. B.], B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36).

19. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

20. Son olarak ise mülkiyet hakkını koruyacak ve yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup oluşturulmadığı incelenmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu gibi durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuya ve somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak derece mahkemelerine ait bir yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca da yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Buna göre olayın bütün şartları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği değerlendirilmelidir (Faik Tari ve Sultan Tari [2. B.], B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52).

21. Başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazların hisselerini 26/12/1985 tarihli miras temlik senedi ile 600.000,00 TL bedelle satın aldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazlar başvurucunun açtığı tapu iptal ve tescil davasının kabulü, 2013 yılında kesinleşmesiyle başvurucu adına tapuya tescil edilmiştir. Taşınmazların diğer hissedarlarından Z.A, başvurucu aleyhine 4/11/2014 tarihinde ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Yargılama sırasında tapudaki satış bedeli ve masrafları toplamı 92.610,39 TL davacıya depo ettirilmiş ve bu bedel üzerinden dava kabul edilmiştir.

22. Bu davada başvurucu, iki temel savunmada bulunmuştur. İlk olarak başvurucu, satış işleminden davacının haberdar olduğunu ve kötü niyetle dava açtığını belirtmiştir. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 733. maddesinde yapılan satışın, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirileceği ve ön alım hakkının, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşeceği ifade edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (Hukuk Genel Kurulu) 21/9/2005 tarihli ve E.2005/6-358, K.2005/470 sayılı, 1/6/2021 tarihli ve E.2017/14-2218, K.2021/646 sayılı kararlarında ön alım hakkı sahibinin satışı kesin olarak başka bir şekilde öğrenmiş olmasının sürenin işlemesine yol açmayacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun iddialarını ileri sürebildiği, mahkemelerin iddiaları değerlendirdiği, kararlarında tartıştığı ve nihai olarak usul güvencelerinin yerine getirildiği dikkate alındığında başvurucunun bu iddiasının bir dayanağının bulunduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.

23. Başvurucunun bir diğer savunması ise taşınmazın davacının murisinin ölümünden sonra mirasçılar arasında fiilî taksim ile paylara bölündüğü ve satın aldığı paylar ile ilgili fiilî taksim sebebiyle davacının ön alım hakkı bulunmadığına ilişkindir. Başvurucu, fiilî taksim iddialarının yeterince araştırılmadığından şikâyet etmiştir. Yerleşik hâle gelmiş Yargıtay içtihatlarında fiilî taksim olgusunun varlığının kabul edilebilmesi için mahallinde keşif yapılması ve dava konusu taşınmazdaki kullanım durumunun yeterince açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmektedir. Davacının dürüstlük kuralına aykırı davrandığının kabulü için fiilî taksimin kuşkuya yer vermeyecek şekilde kanıtlanması gerektiği, bunun için de taşınmazlara ait tapu kayıtları ve krokilerinin getirtilmesi, fiili taksime ilişkin olarak tarafların delilleri de toplandıktan sonra mahallinde keşif yapılarak taraf tanıklarının dinlenilmesi, fen bilirkişinden düzenlenecek keşifte tanıklar tarafından gösterilecek yerlerin işaretlendiği denetime elverişli kroki ve rapor alınması gerektiği ifade edilmektedir ( bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/5/2023 tarihli ve E.2021/(14)7-124 ve K.2023/481 sayılı kararı). Buna göre yapılacak incelemede davacının dava konusu taşınmazda belirli bir yeri kullanıp kullanmadığı, davalıya payını satan kişinin kullandığı bölüm olup olmadığı belirlenerek fiilî taksimin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve varılan sonuca göre karar verilmesi gerektiği içtihat edilmiştir.

24. Somut olayda Mahkemece başvurucunun fiilî taksim iddiasına ilişkin olarak keşif sırasında her iki taraf tanıklarının dinlendiği ve zeminde tarafların kullandıkları yer olup olmadığının tanık beyanları ile belirlendiği anlaşılmaktadır. Taraf tanıkları davacının ve başvurucuya pay satan paydaşların kullandığı bir yer bulunmadığını, bazı taşınmazlarda fiili kullanımda bulunanların ise davacı ve başvurucuya pay satan paydaşlar dışındaki kişiler olduğunu ifade etmişlerdir. Mahkemece bilirkişilerden tarafların gösterdiği yerleri belirtir şekilde 4/11/2019 tarihli krokiye bağlanmış rapor alınmıştır. Böylelikle fiili taksime ilişkin dava konusu taşınmazların başvurucuya payını satan kişinin kullanımında olmadığı hususu Yargıtay içtihatlarında belirtilen kriterler kapsamında tespit edilmiştir.

25. Bireysel başvuruya konu yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde mülkiyet hakkının korunması yükümlülüğü yönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasının sağlandığı ve kararlarda yer verilen tespit ve gerekçelere göre yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı sonucuna varılmıştır. Başvurucunun dava sırasında savunma, kararlara karşı etkin bir biçimde itiraz edebilme ve yasa yoluna başvurma imkanını kullanabildiği görülmüştür. Sonuç olarak tüm bu hususlar birlikte gözetildiğinde, başvurucu üzerinde bırakılan külfetin aşırı ve olağan dışı bir yük teşkil etmediği, orantılı olduğu ve başvurucu tarafından satın alınan hisseler yönünden ön alım hakkının kullanılması sonucunda tapu kaydının iptaline karar verilmesi suretiyle yapılan müdahale yönünden mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Ön Alım Bedelinin Nemalandırılmaması Sonucunda Enflasyon Karşısında Değer Kaybına Uğratılması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

27. Başvurucu ön alım bedelinin değer kaybına uğramaması için gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybına uğradığından yakınmaktadır.

28. Anayasa Mahkemesi daha önce ön alım bedelinin enflasyon karşısında uğradığı değer kaybına ilişkin şikâyetleri karara bağlamıştır. Buna göre, ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescili davalarında mahkeme, ön alım bedelinde oluşan değer kaybı şikâyeti yönünden dava açıldıktan sonra makul bir süre içinde ön alım bedelinin vadeli bir mevduat hesabına yatırılması biçiminde basit tedbirle yargı sürecinin hızlı işlememesinin kişiler üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirme imkânına sahiptir. Ancak mahkemenin bu tedbirleri almamış olması, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurmaktadır (benzer bir değerlendirme için bkz. Hüseyin Ak [1. B.], B. No: 2016/77854, 1/7/2020, § 71). Öte yandan Anayasa Mahkemesi özel kişiler arası icrai bir uyuşmazlığın söz konusu olduğu Fatma Yıldırım ([1. B.], B. No: 2014/6577, 16/2/2017, §§ 53-63) başvurusunda da ihale bedelinin icra sürecinde nemalandırılmamasının mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurduğu değerlendirmesini yapmıştır.

29. Somut olayda davanın 4/11/2014 tarihinde açıldığı, ön alım bedelinin 26/1/2016 tarihinde depo edildiği ve kararın kesinleşmesi ile birlikte 22/8/2022 tarihinde başvurucuya 32.107,43 TL olarak ödendiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ön alım bedeli mahkeme veznesine yatırıldığı tarihten ödemenin yapıldığı 22/8/2022 tarihine kadar enflasyon karşısında değer kaybına uğramıştır.

30. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre davanın açıldığı 2014 yılı Kasım ayındaki 100 TL'nin paranın ödendiği 2022 yılının Ağustos ayındaki karşılığı 408,19 TL olup arada geçen sürede gerçekleşen enflasyon oranı % 308.19'dur. Bu durumda başvurucuya ödenmesi gereken 32.107,43 TL tutarındaki ön alım bedeli alacağının 2022 yılı Ağustos ayı itibarıyla enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı 131.056,48 TL’dir. Yukarıdaki verilere göre başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen 32.107,43 TL tutarındaki alacağının değer kaybını telafi edecek fark ise 98.950 TL'dir. Bu fark da başvurucuya ödenmediğinden değer kaybı bu tarihten sonra da sürmüştür. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre farkın oluştuğu 2022 yılı Ağustos ayındaki 100 TL'nin, 2026 yılı Ağustos ayındaki karşılığı 422,31 TL olup arada geçen sürede gerçekleşen enflasyon oranı %322,31'dir. Bu durumda 98.950 TL tutarındaki farkın 2026 yılı Ağustos ayı itibarıyla enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı 417.880 TL'dir.

31. Asliye Hukuk Mahkemesi, makul bir süre içinde bedelin depo edilmesini ve nemalandırılmasını sağlayabilecekken başvurucunun alacağının enflasyon karşısında değer kaybına uğramasına yol açmıştır. Mahkeme, bu tutumu sonucunda basit bir tedbir almayarak yargı sürecinin hızlı işlememesinin başvurucu üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirme imkânını kaçırmış ve mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlaline neden olmuştur.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun bu kısmı yönünden Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

33. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması, 100.000 TL maddi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

34. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamakta olup başvurucunun uğradığı maddi kaybın tazmin edilmesi yeterli bir giderim oluşturacaktır. Bu kapsamda yapılması gereken iş, Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun olarak başvurucuya tazminat ödenmesinden ibarettir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

35. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle başvurucunun uğradığı zarar miktarı, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağının uğradığı değer kaybı bedelidir. Bu kapsamda başvurucuya 417.883,72 TL ödenmesi gerekir. Ancak başvurucu 100.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Bu halde taleple bağlı kalınarak 100.000 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Davanın sonucuna etki edebilecek esaslı iddiaların değerlendirilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Ön alım bedelinin nemalandırılmaması sonucunda enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ön alım bedelinin nemalandırılmaması sonucunda enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 100.000 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE,

Ç. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin bilgi için Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2019/138, K.2019/303) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/9/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Kaynak

T.C. Anayasa Mahkemesi — Kararlar Bilgi Bankası

Resmî metni kaynağında aç →

Özet, Anayasa Mahkemesinin yayımladığı metne dayanılarak hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Resmî metin, 5846 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca kaynak gösterilerek sayfada değiştirilmeden yer almaktadır; bağlayıcı olan, Anayasa Mahkemesinin yayımladığı metindir.