0533 399 10 38 av.nisakilnamazbaygun@gmail.com
Sitede ara
Menü

Karar · Bireysel başvuru

Veysel Demir başvurusunda ihlal yok kararı

AYM, tanıkların duruşmada sorgulanmaması ve dijital materyal incelemesi yapılmaması iddialarına ilişkin başvuruda hak ihlali olmadığına karar verdi.

B. No: 2021/51332Karar tarihi: 03.09.2026İkinci Bölüm

Esas (İhlal Olmadığı)

Anayasa Mahkemesinin başlığıVeysel Demir Başvurusu

Başvuru; FETÖ/PDY üyeliği suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası alan başvurucunun, aleyhindeki tanıkları duruşmada bizzat sorgulayamaması, ByLock dijital verilerine dair bilirkişi incelemesi taleplerinin reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkı yönünden yaptığı incelemede tanıkların duruşmada hazır edilmemesine ilişkin geçerli bir gerekçe gösterilmediğini tespit etmiştir. Buna karşın mahkûmiyet kararının yalnızca sorgulanmayan tanık beyanlarına dayanmadığı; ByLock tespit ve değerlendirme tutanakları, dijital materyal bulguları, Bank Asya hesap hareketleri ve eylem katılımları gibi farklı delillerin de tartışıldığı belirtilmiştir. Tanık beyanlarının tek veya belirleyici delil niteliği taşımadığı ve temel cezanın alt sınırdan belirlendiği gerekçesiyle tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine oyçokluğuyla karar verilmiştir.

Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine ilişkin şikâyet, ByLock verisinin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olmaması sebebiyle açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur. Makul sürede yargılanma hakkı şikâyeti ise kanun yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Öne çıkanlar

  • Sorgulanmayan tanık beyanlarının tek veya belirleyici delil olmaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar verildi.
  • Temel cezanın alt sınırdan tayin edilmiş olması, tanık beyanının ceza miktarında da belirleyici olmadığını gösterdi.
  • ByLock verileri tek başına mahkûmiyet temeli yapılmadığından bağımsız bilirkişi incelemesi talebinin reddi ihlal sayılmadı.
  • Yargılama süresine ilişkin şikâyet, Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulundu.
Anayasa Mahkemesinin yayımladığı resmî metni göster

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
VEYSEL DEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2021/51332)

Karar Tarihi3/9/2026
BaşkanBasri BAĞCI
ÜyelerYıldız SEFERİNOĞLU, Kenan YAŞAR, Ömer ÇINAR, Metin KIRATLI
RaportörFurkan Samet ESER
BaşvurucuVeysel DEMİR
VekilleriAv. Çağrı Seyfettin GÖKDEMİR, Av. Nebahat ONAN

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, ByLock verilerini içeren dijital materyaller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.

3. Soruşturma neticesinde Başsavcılık tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 28/3/2017 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede başvurucu hakkında verilen tanık beyanlarına, Bank Asya hesap hareketlerine, başvurucunun aynı suçtan haklarında soruşturma yürütülen kişilerle olan iletişim kayıtlarına, örgütle iltisaklı derneklere üye olmasına ve yine örgütle iltisaklı farklı eğitim kurumlarında öğretmen ve idareci olarak görev yapmasına dayanılmış; bu kapsamda FETÖ/PDY terör örgütünün kontrolündeki FEM dershanesinin kapatılması sonrasında da örgütün amaçları doğrultusunda Polatlı ilçe merkezinde izinsiz eğitim faaliyeti veren işyeri açarak örgüt lehine faaliyetlerde bulunduğu belirtilmiştir. İddianamede ayrıca başvurucunun 0 (533)…76 numaralı hat üzerinden ByLock programı kullandığı iddialarına yer verilmiştir.

4. İddianamenin kabulü ile Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanan yargılamada tensip zaptı ile birlikte tanıklar B.K., M.E., M.G., S.O., Y.A. ve M.Ç.nin istinabe yoluyla dinlenmesine, başvurucu hakkında yapılan ByLock tespitine ilişkin belgelerin Başsavcılıktan istenmesine karar verilmiştir.

5. 3/5/2017 tarihli celsede tanıklar M.E., M.G., S.O., Y.A. ve M.Ç.nin istinabe yoluyla alınan beyanları dosyaya eklenmiştir. Tanık B.K. için yazılan istinabe talebi ise yerine getirilememiş ve Mahkeme tarafından B.K.nın dinlenmesinden vazgeçilmiştir.

6. Başvurucunun yine aynı celsede savunması alınmış; dosyaya giren belgelere, hakkında verilen beyanlara ve esas hakkındaki mütalaaya karşı diyecekleri sorulmuştur. Başvurucu, savunmalarında tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığını ve ByLock programını kullanmadığını ileri sürmüştür.

7. Başvurucu hakkında yapılan yargılama tek celsede sonuçlandırılmış ve başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit görülerek 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

8. Başvurucunun mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunması üzerine dosya Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine (Bölge Adliye Mahkemesi) gönderilmiş ve istinaf incelemesi neticesinde istinaf başvurusunun esastan reddine 6/6/2017 tarihinde karar verilmiştir.

9. Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesine (Daire) gönderilmiş ve temyiz incelemesi neticesinde -başvurucunun müdafi yardımından yararlandırılmadığı gerekçesiyle- hükmün bozulmasına 16/10/2018 tarihinde karar verilmiştir.

10. Bozma kararı sonrası Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hazırlanan tensip zaptı ile birlikte ByLock içerikleri başta olmak üzere bazı bilgi ve belgelerin ilgili kurumlardan istenmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada bozma kararına uyulmasına karar verilmiş ve başvurucunun müdafi ile temsil edilmesi sağlanmıştır. Yapılan yargılamada başvurucunun müdafi huzurunda savunması alınmış ve silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit görülerek 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 27/6/2019 tarihinde karar verilmiştir.

11. Mahkûmiyet kararının ilgili kısmı şu şekildedir:

"… [ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre] teknik özellikleri, indirilme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle sadece FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgüt mensupları tarafından kullanıldığı tespit edilen Bylock iletişim sistemine, bu özelliğini bilerek (kasten) dahil olan ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla birçok kez kullanan, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri çağrısı üzerine Bank Asya'da mevcudunu arttıran ve katılım hesabı açan, Çorum Adliyesi önünde Ufuk Sağlık-Sen Çorum Şubesi Başkanlığınca Samanyolu TV ve Zaman Gazetesine yapılan operasyon ile ilgili basın açıklamasına katılan, dijital materyalleri içerisinde 'library.db-journal üzerinden gelen 'net.client.by.lock', 'com.instanza.cocovoice', 'com.kakao.talk' uzantılarından' Bylock, Kakao Talk ve Cocovoice programlarını indiren ve kullanan, tanık beyanlarına göre FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatlı ve iltisaklı olan dershanelerde müdürlük ve ilçe abiliği yapan, dershanede sohbet yapan sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu konusunda şüphe bulunmadığından, inkara dayanan savunmalarına itibar edilmeyerek dosya içerisinde bulunan diğer delillerle birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir…"

12. Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine dosya Daireye yeniden gönderilmiş ve temyiz incelemesi neticesinde temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanmasına 17/6/2021 tarihinde kesin olarak karar verilmiştir.

13. Başvurucu, nihai kararı 8/10/2021 tarihinde öğrendikten sonra 22/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Komisyon adli yardım talebinin kabulüne, başvurucu tarafından ileri sürülen bazı şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, diğer şikâyetlerin ihlal edildiği iddialarının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucu, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanıkları duruşmada sorgulayamadığını belirterek tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

16. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüş yazısında; başvurucunun başvuru formunda ileri sürdüğü anayasal haklarının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne yönelik cevap dilekçesinde başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

18. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).

19. Tanık sorgulama hakkına ilişkin testin birinci aşaması kapsamında tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığının ortaya konulması gerekliliği esasen -anayasal düzeyde bir ilke olan- hükme temel alınan delillerin hâkim huzurunda ikame edilmesi zorunluluğunu ifade eden doğrudan doğruyalık ilkesinin bir sonucudur. Bu kapsamda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olan doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecek ve bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilecektir. Bu bağlamda ceza yargılamasında kural olarak özellikle tanık beyanlarının esas hakkında kararı verecek hâkim/mahkeme tarafından alınması, tanık beyanlarının bu hâkim/mahkeme tarafından takdir edilmesi gerekir (Erdal Sonduk [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, §§ 43-46).

20. Sanığın aleyhinde beyanda bulunan tanıklarla esas hakkında kararı verecek hâkimin huzurunda yüz yüze gelmesi, onların güvenilirliğini bu esnada test etme fırsatı elde etmesi adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sanığın suçluluğu konusunda karar verecek hâkim, sağlıklı gözlem yapabilmek ve sadece iddia makamının yorum şekliyle değil savunma makamının iddia ve itirazlarını da değerlendirerek doğru bir vicdani kanaate ulaşabilmek için anlatımlarıyla sanığın hukuki durumunu önemli ölçüde etkileyecek tanıkları huzurda dinlemelidir. Dolayısıyla tanıkların duruşma öncesinde veya haricindeki dinlenmeleri sırasında düzenlenmiş tutanakların veya yazılı açıklamaların duruşmada okunması huzurda dinlemenin eş değeri olarak değerlendirilemez (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. Erdal Sonduk, § 45).

21. Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini öngörmektedir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Anılan hükmün gerekçesinde de "Delillerin hükmü verecek mahkeme huzurunda ortaya konulması, tartışılması ve irdelenmesi adil yargılama ilkesinin temel gereklerindendir. Bu itibarla, duruşmada sanık ve tanığın ifadesine ait tutanakların okunması ile yetinilmesi, ancak zorunlu hâllerde kabul olunabilir." denilerek bu husus vurgulanmıştır (Erdal Sonduk, § 53). Kaldı ki Yargıtayın da bazı kararlarında 5271 sayılı Kanun'un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, olayın delilinin tanık açıklamalarından ibaret olduğu durumlar hakkında genişletici bir yaklaşım benimsediği ve tanık ya da tanıkların beyanının tek değil belirleyici delil olduğu durumları da anılan hükmün kapsamında gördüğü anlaşılmaktadır (birçok karar arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/3/2021 tarihli ve E.2019/9 MD.213, K.2021/118; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 15/2/2021 tarihli ve E.2020/220, K.2021/1681; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2024 tarihli ve E.2023/1657, K.2024/17714 sayılı kararları).

22. Somut olayda tanıkların istinabe mahkemesi tarafından alınan beyanları başvurucu ve müdafiine okunmuş ancak tanıkların duruşmada dinlenmesine ilişkin herhangi bir çaba gösterilmemiştir. İlgili duruşma tutanakları ve gerekçeli kararda da tanıkların Mahkemede hazır edilememesinin hangi geçerli nedene dayandığına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmaması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak hükmün tek başına veya belirleyici ölçüde başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.

23. Testin ikinci aşaması uygulanırken delilin tekliğinden o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, delilin belirleyiciliğinden ise davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğilimi olan delil anlaşılmalıdır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Baran Karadağ, § 65). Belirtilmelidir ki bir delilin belirleyici olup olmadığı sadece başvurucunun mahkûmiyeti yönünden değil temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi açısından da dikkate alınmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hasan Bati [2. B.], B. No: 2019/8419, 28/6/2022, §§ 33-35). Aksi hâlde suçun sübutu tespit edilerek mahkûmiyete karar verilmesi dışındaki sonuçlar yönünden adil yargılanma güvenceleri anlamsızlaşır. Bu bakımdan mahkûmiyet hükmünün yalnızca sorgulanmamış tanığın ifadesine dayandığı veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasında sadece sorgulanmamış tanığın ifadesine dayanıldığı bir durumda delilin tek olduğu söylenebilir. Buna karşılık mahkûmiyet hükmü kurulurken veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılmasında sorgulanmamış tanığın ifadesinin yanında başka delilin/delillerin de bulunduğu ancak bu delilin/delillerin ağırlığının sorgulanmamış tanığın ifadesine nazaran daha az olduğu hâllerde sorgulanmamış tanığın ifadesinin belirleyici delil olduğu ifade edilebilir. Diğer delillerin ispat gücünün sorgulanmamış tanığın ifadesine nazaran daha yüksek olduğu hâllerde sorgulanmamış tanığın ifadesinin belirleyici delil olduğunun kabulü mümkün olmayacaktır.

24. Duruşmada sorgulanmayan tanıkların ifadesinin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanıkların ifadelerinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.

25. Mahkeme; başvurucu yönünden vermiş olduğu mahkûmiyet kararını ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına, usulüne uygun bir şekilde elde edilen dijital materyallerdeki uzantılara, Bank Asya hesap hareketlerine, başvurucunun Samanyolu TV ve Zaman gazetesine yönelik yapılan operasyonları protesto amacıyla gerçekleştirilen basın açıklamasına katıldığına ilişkin tespitlere ve tanık beyanlarına dayandırmıştır (bkz. § 11).

26. Şüphesiz ki Mahkemenin tanık beyanları dışındaki birçok delili ayrı ayrı tartışarak başvurucunun örgüt içindeki faaliyetlerini irdelemek suretiyle ulaştığı sonuç, delillerin değerlendirilmesi ile ilgili bir husustur. Gerekçeli karar incelendiğinde Mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesinin bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik içerdiği de söylenemeyecektir. Netice itibarıyla Mahkeme -başvurucunun örgütsel faaliyetlerini ortaya koyan- eylemlerini ayrıntılı bir şekilde incelemiş ve tanık beyanlarının dışında kalan diğer delilleri de kararında tartışmıştır. Mahkûmiyet kararının tek başına sorgulanamayan tanıkların beyanlarına dayanmadığı gözönüne alındığında başvurucunun sorgulayamadığı tanıkların beyanlarının tek veya belirleyici delil olduğu söylenemeyecektir.

27. Bununla birlikte bir delilin belirleyici olup olmadığı sadece başvurucunun mahkûmiyeti yönünden değil temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi açısından da dikkate alınmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hasan Bati, §§ 33-35). İncelenen olayda başvurucu hakkındaki temel cezanın alt sınırdan tayin edildiği ve böylece sorgulanamayan tanık beyanlarının temel cezanın belirlenmesi bakımından da tek veya belirleyici delil niteliğinde olmadığı anlaşılmıştır.

28. Başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânı bulmadığı tanıkların beyanlarının mahkûmiyette ya da temel cezanın belirlenmesinde tek veya belirleyici delil olarak kullanılmadığının tespit edilmesi nedeniyle tanık sorgulama hakkıyla ilgili uygulanan testin üçüncü aşaması yönünden bir inceleme yapılmamıştır.

29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Yıldız SEFERİNOĞLU ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.

B. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucu, ByLock verilerini içeren dijital materyaller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını ve bu husustaki taleplerinin aşamalar boyunca reddedildiğini beyan ederek silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüş yazısında; başvurucunun başvuru formunda ileri sürdüğü anayasal haklarının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne yönelik cevap dilekçesinde başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

32. Anayasa Mahkemesi Şerif Özmutlu ([GK], B. No: 2020/36986, 25/9/2025) kararında yargı makamlarının başvurucu hakkında ByLock delilinin tek veya belirleyici delil olarak değerlendirmediği durumlarda salt ByLock verilerini içeren dijital materyallerin mahkeme huzuruna getirtmemesinin ve bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmamasının, yargılamanın bütünü itibarıyla başvurucuyu iddia makamı karşısında usule ilişkin imkânlardan yararlanma noktasında önemli ölçüde dezavantajlı konuma düşürmediği sonucuna ulaşmıştır (Şerif Özmutlu, §§ 90-101).

33. Eldeki olayda başvurucu hakkındaki ByLock delilinin terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak değerlendirilmediği tespit edilmiş; kararın başvurucunun ByLock programını kullandığına ilişkin tespiti içeren delillerin yanı sıra önemli ağırlıkta diğer delillere dayandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla mevcut başvuru yönünden Şerif Özmutlu kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

35. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/9/2026 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

1. Başvurucunun tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Çoğunluk, tanık beyanlarının tek veya belirleyici delil olmadığı sonucuna, Mahkemenin başka delilleri de kararında tartışmış olmasından hareketle ulaşmaktadır. Burada asıl sorun, tanık beyanlarının ağırlığından önce, Mahkemenin başvurucunun sonuca etkili savunmalarına gerekçeli bir cevap vermemiş olmasıdır. Bu durum bir tanık sorgulamadan ziyade, doğrudan gerekçeli karar hakkına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi olayların hukuki nitelendirmesiyle bağlı olmadığından, başvurunun Anayasa'nın 36. maddesindeki gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmesi gerekirdi.

2. Bu durum, Anayasa Mahkemesinin delilleri yeniden değerlendirmesi gerektiği anlamına gelmez. Delillerin takdiri ve içtihadın olaya uygulanması derece mahkemelerinin ve kanun yolu mercilerinin işidir. Gerekçeli karar hakkı yalnızca, sanığın açıkça ileri sürdüğü ve davanın sonucunu değiştirebilecek savunmalarına mahkeme tarafından makul bir cevap verilmesini güvence altına alır. Burada önemli olan, cevapsız kalan savunmanın sonuca etkili olup olmadığıdır; ilgili delilin tek başına belirleyici olması gerekmez.

3. Başvurucu yargılama boyunca iki temel savunma ileri sürmüştür: ByLock programını kullanmadığını ve aleyhindeki tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığını açıkça belirtmiştir. Mahkeme ise her iki savunmayı da hiçbir değerlendirme yapmadan, sadece "inkâra dayanan savunmalarına itibar edilmeyerek" şeklinde geçiştirmiş, neden itibar etmediğini açıklamamıştır.

4. ByLock savunması bakımından Anayasa Mahkemesi, Ali Bayram İskender ([GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında izlenecek yolu açıkça ortaya koymuştur. Yargıtay uygulaması, yazışmalarında örgütsel içerik bulunmayan sanıklar için belirli araştırmaların yapılmasını gerekli görmektedir. Somut olayda ne bu araştırmalar yapılmış ne de mahkûmiyet kararı yazışmaların içeriğine değinmiştir. Mahkeme, dijital materyallerdeki uzantı kayıtlarından hareketle başvurucunun programı kullandığı sonucuna varmış, ancak bu kayıtlardan programın kullanıldığı sonucuna nasıl ulaşıldığını açıklamamıştır. Oysa Yargıtay, dijital materyalde yalnızca ByLock kalıntısı bulunmasını tek başına mahkûmiyet için yeterli görmemektedir [(kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/11/2019 tarihli ve E.2019/8435, K.2019/6977 sayılı kararı]. Burada sorun bilirkişi incelemesi yapılmaması değil, Mahkemenin önündeki somut savunmayı cevapsız bırakmasıdır.

5. Tanık beyanlarına yönelik savunmada da durum aynıdır. Başvurucu beyanların gerçeği yansıtmadığını söylemesine rağmen, tanıkların hiçbiri mahkeme huzurunda dinlenmemiştir. Tanıkların neden duruşmaya getirilmediği veya ses ve görüntü nakliyle (SEGBİS) neden dinlenmediği dosyada yer almamaktadır. Gerekçede tanık beyanlarına tek bir cümleyle ve genel bir atıfla yer verilmiş; bu beyanların neden başvurucunun inkârına üstün tutulduğu, güvenilirliklerinin nasıl değerlendirildiği söylenmemiştir. Hâkimin tanığı huzurunda dinlemesi, beyanın güvenilirliği hakkında gerekçeli bir değerlendirme yapabilmesinin de en sağlıklı yoludur (Erdal Sonduk [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, § 45).

6. Çoğunluk, tanık beyanlarının belirleyici olmadığını savunurken Mahkemenin diğer delilleri de kararında anmış olmasına dayanmıştır. Ancak bir delilin kararda adının geçmesi ile o delile yöneltilen itirazın karşılanması aynı şey değildir. Çoğunluğun, derece mahkemesinin yapmadığı bu değerlendirmeyi onun yerine yapması bireysel başvurunun ikincil niteliğiyle bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin görevi bu eksikliği kendi değerlendirmesiyle doldurmak değil, ortada yeterli bir gerekçe bulunmadığını tespit etmektir.

7. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu; mahkûmiyet hükmünde belirleyici ölçüde esas alınan tanıkları duruşmada sorgulama imkânı bulamadığını, ayrıca ByLock verilerini içeren dijital materyaller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması yönündeki taleplerinin reddedildiğini belirterek tanık sorgulama hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahke-me çoğunluğu, kabul edilebilir bulduğu başvuruda adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonu-cuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan nedenlerle çoğunluğun bu görüşüne iştirak edilmemiştir.

2. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanıkların beyanlarının delil olarak kullanılmasının yargılamanın hakkaniyetini zedele-yip zedelemediği üç aşamalı bir test uygulanarak belirlenmelidir. Bu kapsamda öncelikle tanığın duruşmada hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı, ardından sorgulanmayan tanık beyanının mahkûmiyetin tek veya belirleyici delili olup olmadığı ve son olarak savunmanın karşılaştığı güçlükleri giderecek yeterli karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı ince-lenmelidir (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).

3. Tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanması gerekliliği, hükme esas alınan delillerin kararı verecek hâkim huzurunda ortaya konulmasını ve tartışılmasını ifade eden doğrudan doğruyalık ilkesinin bir sonucudur. Bu ilke uyarınca özellikle sanığın hukuki du-rumunu önemli ölçüde etkileyebilecek tanıkların esas hakkında karar verecek mahkeme tarafından dinlenmesi ve tanıkların güvenilirliğinin savunma makamının soru ve itirazları da gözetilerek de-ğerlendirilmesi gerekir. Tanık beyanlarına ilişkin tutanakların veya yazılı açıklamaların duruşmada okunması, kural olarak tanığın hâkim huzurunda dinlenmesinin ve savunma tarafından sorgulan-masının eş değeri değildir (Erdal Sonduk [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, §§ 43-46, 53).

4. Somut olayda başvurucu aleyhine beyanda bulunan tanıklardan hiçbiri esas hakkında karar veren mahkeme huzurunda dinlenmemiştir. Tanıkların bir kısmının beyanı istinabe yoluyla alınmış, tanık B.K.nın dinlenmesinden ise istinabe işleminin gerçekleştirilememesi üzerine vazgeçilmiştir. Bununla birlikte derece mahkemelerince tanıkların duruşmada hazır edilmemesinin hangi geçerli nedene dayandığı açıklanmamış; tanıkların SEGBİS aracılığıyla dinlenmesi, savunmanın soruları-nın kendilerine yöneltilmesi veya başvurucuya tanıkları başka bir aşamada sorgulama imkânı sağ-lanması için yeterli bir çaba gösterilmemiştir.

5. Mahkûmiyet hükmünde ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına, dijital materyallerden elde edildiği belirtilen uygulama kalıntılarına, Bank Asya hesap hareketlerine, başvurucunun bazı kurum ve kuruluşlarla ilişkisine, bir basın açıklamasına katılmasına ve tanık beyanlarına dayanıl-mıştır. Ancak ByLock yazışmalarının örgütsel içerik taşıyıp taşımadığı belirlenmemiş, Bank Asya işlemlerinin örgütsel talimat doğrultusunda gerçekleştirildiği yeterince açıklanmamış ve örgütle iltisaklı kurumlarda çalışma veya bazı kuruluşlara üye olma olgularının örgütsel faaliyet niteliğine nasıl ulaştığı somut olarak ortaya konulmamıştır.

6. Anayasa Mahkemesi, bir delilin belirleyici olup olmadığının değerlendirilmesinde, söz ko-nusu delilin davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğilimi taşıyıp taşımadığının dikkate alın-ması gerektiğini kabul etmektedir. Mahkûmiyet hükmünde sorgulanmamış tanık beyanı yanında başka delillerin bulunması, bu beyanın belirleyici delil olarak kabul edilmesine tek başına engel değildir (Baran Karadağ, § 65; Hasan Bati [2. B.], B. No: 2019/8419, 28/6/2022, §§ 33-35).

7. Başvurucu hakkında beyanda bulunan tanıklar, onun örgüt içinde “ilçe abiliği” yaptığını, örgüte müzahir kurumlarda düzenlenen sohbet toplantılarına katıldığını, diğer çalışanları bu top-lantılara yönlendirdiğini ve toplantılarda örgütsel nitelikteki mali ve idari faaliyetlerin konuşuldu-ğunu ileri sürmüştür. Diğer delillere ilişkin yukarıda belirtilen belirsizlikler ile mahkûmiyet kararı-nın gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde tanık anlatımlarının başvurucunun örgütsel konumunun ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerinin ortaya konulmasında önemli bir ağırlığa sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle sorgulama imkânı tanınmayan tanıkların anlatımları, mahkûmiyetin tek delili olmasa da belirleyici delillerindendir.

8. Bu durumda savunmanın karşılaştığı güçlükleri giderecek yeterli karşı dengeleyici güven-celerin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekir. Başvurucuya tanık beyanlarının okun-ması, bu beyanları kabul etmeme ve kendi anlatımını ortaya koyma imkânı verilmesi, tanıklara soru yöneltme ve anlatımların doğruluk ve güvenilirliğini sınama imkânının yokluğundan kaynaklanan dezavantajı gidermeye yeterli değildir. Başvurucu, tanıkların dinlendiği sırada hazır bulunmadığı gibi ses ve görüntü nakli yoluyla da olsa tanıkları sorgulayamamış ve beyanlarını kendi argümanla-rıyla test edememiştir. Dolayısıyla savunmanın karşılaştığı güçlükleri telafi edecek yeterli karşı dengeleyici güvencelerin sağlandığı söylenemez.

9. Doğrudan doğruyalık ilkesine aykırılık oluşturan bu durumun uyuşmazlığın aydınlatılma-sında zafiyete yol açma riski taşıdığı açıktır. Güvenilirliği ve doğruluğu savunma tarafından sı-nanmamış tanık beyanlarının mahkûmiyet hükmünde belirleyici delil olarak kullanılması, buna karşılık savunmaya bu eksikliği telafi edecek başka usul güvencelerinin tanınmaması yargılamanın adilliğini olumsuz yönde etkilemiştir (Selçuk Arslan [GK], B. No: 2020/19752, 6/2/2025, § 94).

10. Böylece somut olayda hiçbir şekilde dinlenmemiş ve dinlenmesi için de herhangi bir çaba gösterilmemiş tanıkların duruşmada veya SEGBİS gibi vasıtaların kullanılması suretiyle dinlen-memesinin ve yazılı beyanlarının hükme esas alınmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniye-tini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.

11. ByLock verilerine ilişkin şikâyet yönünden de bu dijital verilerin mahkûmiyet hükmünün temel dayanaklarından birini oluşturduğu açıktır. Başvurucu, belirtilen programı kullanmadığını ileri sürmüş; dijital materyaller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasını talep etmiştir. Buna rağmen başvurucunun ByLock ağına hangi teknik veriler esas alınarak dâhil edildiği, verilerin ha-talı eşleştirme ihtimali taşıyıp taşımadığı ve dijital materyallerdeki kalıntıların uygulamanın başvu-rucu tarafından kurulup kullanıldığını kesin olarak gösterip göstermediği bağımsız bir teknik ince-lemeyle araştırılmamıştır.

12. Anayasa Mahkemesi, Ali Bayram İskender kararında ByLock kullanımının mahkûmiyet bakımından belirleyici delil olduğu bir olayda, kişinin programı örgüt talimatıyla ve örgütsel ha-berleşme amacıyla kullandığının ortaya konulması için gerekli araştırmaların yapılmamasını dikka-te almıştır. Başvurucunun ByLock’u kullanmadığına veya örgütsel iletişim amacıyla kullanmadı-ğına ilişkin iddialarının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğunu belirterek bu iddiala-rın somut biçimde karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaş-mıştır (Ali Bayram İskender [GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025, §§ 47-58).

13. Somut olayda da başvurucunun ByLock yazışmalarında örgütsel içerik bulunup bulunma-dığı tartışılmamış; başvurucuyla bağlantılı olduğu belirtilen diğer kullanıcıların kimlikleri ve arala-rındaki iletişimin niteliği araştırılmamıştır. Ayrıca başvurucunun programı örgüt talimatıyla kullan-dığına ilişkin teknik verilerin doğruluğu ve güvenilirliği, savunmanın katılımıyla yürütülen bir bi-lirkişi incelemesine konu edilmemiştir. Savunmanın mahkûmiyette önemli ağırlık taşıyan dijital delillerin elde edilme ve değerlendirilme sürecine etkili biçimde katılamaması ve bu delillere yöne-lik esaslı itirazlarının teknik bir incelemeyle karşılanmaması, başvurucuyu iddia makamı karşısında önemli ölçüde dezavantajlı duruma düşürmüştür.

14. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, Bank Asya’da işlem yapılmasının kategorik olarak ör-gütsel faaliyet sayılamayacağını; hesap hareketlerinin örgütsel talimat doğrultusunda gerçekleşti-rildiğine ilişkin esaslı iddiaların yargı mercilerince karşılanması gerektiğini kabul etmiştir (Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022, §§ 68-72). Benzer şekilde örgütle iltisaklı olduğu kabul edilen dernek ve sendikalara üye olmanın, kişinin konumu ve eylemlerinin özellikleri değer-lendirilmeden tek başına örgütsel faaliyet olarak kabul edilmemesi gerekir (Yahya Turgut [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, § 56; Cemile Doğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2022/20577, 19/11/2024, § 18; Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, § 25). Başvu-rucunun örgüte müzahir kurumlarda çalışmış olması da örgütsel faaliyetlerin varlığını kendiliğin-den göstermemektedir.

15. Sonuç olarak sorgulama imkânı tanınmayan tanıkların beyanlarının belirleyici ölçüde hük-me esas alındığı, tanıkların mahkeme huzurunda veya SEGBİS aracılığıyla dinlenmesi için yeterli bir çaba gösterilmediği ve bu eksiklikten kaynaklanan sakıncaları giderecek karşı dengeleyici gü-vencelerin sağlanmadığı anlaşılmıştır. Bunun yanında başvurucuya mahkûmiyette önemli ağırlık taşıyan dijital delillerin güvenilirliğine etkili biçimde itiraz etme imkânı verilmemiş ve bilirkişi in-celemesi yapılması talebinin reddedilmesinden doğan dezavantaj telafi edilmemiştir. Söz konusu eksiklikler kanun yolu incelemeleri sırasında da giderilmemiştir.

16. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargı-lama ilkelerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun ihlal bulunma-dığı yönündeki kararına iştirak edilmemiştir.

Üye

Kenan YAŞAR

Kaynak

T.C. Anayasa Mahkemesi — Kararlar Bilgi Bankası

Resmî metni kaynağında aç →

Özet, Anayasa Mahkemesinin yayımladığı metne dayanılarak hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Resmî metin, 5846 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca kaynak gösterilerek sayfada değiştirilmeden yer almaktadır; bağlayıcı olan, Anayasa Mahkemesinin yayımladığı metindir.