Başvuruculara ait kültür varlığı niteliğindeki taşınmazlar Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırılmış, açılan bedel tespiti davalarında bilirkişilerin önerdiği objektif değer artışları derece mahkemelerince dikkate alınmamıştır. Başvurucular, taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerleri gözetilmeden bedel biçildiğini belirterek mülkiyet haklarının çiğnendiğini öne sürmüştür.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 46. maddesi gereğince kamulaştırma bedelinin gerçek karşılığı yansıtması ve taşınmazın değerine etki eden tüm niteliklerin gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır. 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki kuralın eskilik, enderlik ve sanat değerlerinin hesaba katılmasını tamamen engellediği, bu durumun gerçek karşılık güvencesine aykırı olduğu tespit edilerek Anayasa'nın 35. maddesinde güvenceye alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir.
Öne çıkanlar
- Kültür varlığı niteliğindeki taşınmazların kamulaştırma bedeli davasında mülkiyet hakkı ihlali kararı verildi.
- Kamulaştırmada gerçek karşılık güvencesi uyarınca taşınmazın değerini etkileyen unsurlar hesaba katılmalıdır.
- 2863 sayılı Kanun'un sanat, eskilik ve enderlik değerini dışlayan hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna varıldı.
Anayasa Mahkemesinin yayımladığı resmî metni göster
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 18/9/2025 tarihinde, Hürmet Alpay ve diğerleri(B. No: 2020/27651) başvurusunda Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Olaylar
Vakıflar Genel Müdürlüğü (İdare) tarafından, başvuruculara ait olan taşınmazların korunması gereken kültür varlığı olduğuna karar verilmesi sebebiyle 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 15. maddesi gereği kamulaştırılmasına karar verilmiştir. İdare, başvuruculara karşı asliye hukuk mahkemelerinde kamulaştırma bedeli ve tescil davaları açmıştır. Yargılamayı yürüten mahkemelerce keşif yapılmış ve bilirkişi raporları alınmıştır. Mahkemelerce hükme esas alınan bilirkişi raporlarında taşınmazların arsa vasfında olduğu belirlenmiş, kamulaştırma bedelleri emsal taşınmazla kıyaslanarak tespit edilmiştir. Bilirkişi raporlarında kamulaştırılan taşınmazların dükkân olarak kullanılması nedeniyle taşıdığı ticari vasıf sebebiyle %150 objektif değer artış oranının uygulanması gerektiği ifade edilmiş, bir taşınmaza ilişkin olarak hazırlanan ek bilirkişi raporunda ise belirtilen özelliklerin yanı sıra taşınmazın üzerindeki yapının sanat, eskilik ve enderlik değeri dikkate alındığında aynı oranda objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
Asliye hukuk mahkemeleri, kararlarında kamulaştırma bedeli tespit edilirken objektif değer artışı uygulanmaması gerektiğine de yer vererek davaların kabulüne hükmetmiştir. Mahkemelerin kararlarına karşı başvurucular ve İdare, istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf başvurularını inceleyen bölge adliye mahkemesi, hükümde düzeltilen bazı hususlar hariç olmak üzere başvurucuların istinaf itirazlarının yerinde olmadığına kesin olarak karar vermiştir.
İddialar
Başvurucular; kamulaştırma bedelinin taşınmazın kültürel varlığına ilişkin eskilik, enderlik ve sanat değeri dikkate alınmaksızın düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Mahkemenin Değerlendirmesi
Somut olayda başvurucular, öncelikle kamulaştırma bedellerinin emsal nitelikteki taşınmazlar için açılan bedel ve tescil davalarında tespit edilen kamulaştırma bedellerine göre daha düşük belirlendiğinden yakınmıştır. Başvurucuların diğer şikâyeti ise kamulaştırma bedeli tespit edilirken 2863 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmaması nedeniyle kamulaştırma bedelinin gerçek değerin altında belirlendiğine ilişkindir.
Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmada gerçek karşılığın ödeneceği hükme bağlanarak kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda bedel üzerinde uzlaşmanın sağlanamaması üzerine açılan kamulaştırma bedeli ve tescil davasına ilişkin yargılama sürecinden beklenen, mahkemelerce gerçek bedele denk gelen kamulaştırma bedelinin tespit edilerek malike ödenmesinin sağlanmasıdır. Anayasa’nın 46. maddesi gereğince gerçek değere tekabül etmesi gereken kamulaştırma bedelinin taşınmazın değerini etkileyen tüm özellik ve niteliklerinin dikkate alınmasıyla belirlenmesi gerektiği açıktır. Aksi durumda malike gerçek karşılık güvencesine aykırı olarak gerçek değeri karşılamayan bir kamulaştırma bedelinin ödenmesi ihtimali doğacaktır. Ancak 2863 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme gereği, kamulaştırılan taşınmazın eskilik, enderlik ve sanat değerinin taşınmazın gerçek değerini etkilediği tespit edilse dahi kamulaştırma bedeline yansıtılması mümkün değildir. Dolayısıyla belirtilen düzenleme taşınmazın değerine etki etmesi hâlinde kamulaştırma bedeli belirlenirken gözetilmesi gereken eskilik, enderlik ve sanat değerinin dikkate alınmasını Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen gerçek karşılık güvencesine aykırı olarak bütünüyle engellemektedir.
Somut olaya konu kamulaştırma bedel ve tescil davalarında alınan bilirkişi raporunda taşınmazın ticari vasfıyla birlikte sanat değeri sebebiyle %150 oranında objektif değer artışı uygulanması gerektiği belirlenmiş ancak belirtilen tespite ilişkin olarak Mahkemelerce bir değerlendirme yapılmadan kamulaştırma bedelleri objektif değer artışı uygulanmaksızın tespit edilmiştir. Öte yandan 2863 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenleme kamulaştırma bedeli belirlenirken taşınmazların açıklanan özelliklerinin dikkate alınmasını kesin olarak engellemektedir. Dolayısıyla 2863 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan hüküm karşısında, dava konusu taşınmazların eskilik, enderlik ve sanat değerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması mümkün değildir.
Sonuç olarak taşınmazların değerine etki etse dahi eskilik, enderlik ve sanat değerinin kamulaştırma bedelinin tespitinde dikkate alınması ihtimalini ortadan kaldıran düzenleme nedeniyle başvurucular, Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek bedel güvencesinden mahrum bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddeleri çerçevesinde Anayasa’nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.