0533 399 10 38 av.nisakilnamazbaygun@gmail.com
Sitede ara
Menü

Basın duyurusu · Bireysel başvuru

Kırılgan tanık sorgulama hakkı başvurusunda kısmi ihlal

AYM, İ.L. başvurusunda tanık sorgulama hakkının bir suç yönünden ihlal edildiğine, diğer suç yönünden ise ihlal edilmediğine hükmetti.

BB 8/26

Anayasa Mahkemesinin başlığıAnlatımları Mahkûmiyet Kararında Belirleyici Ölçüde Delil Olarak Kullanılan Tanıkların Duruşmada Sorgulanmalarına Fırsat Verilmemesi Nedeniyle Yapılan Başvuruya İlişkin Karar

Başvurucu, üç çocuğa yönelik eylemleri nedeniyle cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkûm edilmiştir. Yargılama sürecinde mağdur çocukların psikolojilerinin korunması gerekçesiyle duruşmada yeniden dinlenmemesi ve başvurucu müdafiinin tanık dinletme taleplerinin reddedilmesi üzerine, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunulmuştur.

Başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, çocukların cinsel istismarı suçu yönünden ihlal olmadığına karar vermiştir. Kararda; Yargıtay bozması sonrasında mağdurların ifade kayıtlarını içeren CD'nin duruşmada izletildiği, babanın duruşmada dinlendiği ve savunmaya iddialarını sunma fırsatı tanınarak yeterli dengeleyici güvencelerin sağlandığı belirtilmiştir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden ise tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir. İstinafta kesinleşen bu suç bakımından mağdurlara ait video kaydının duruşmada izletilmediği, mağdurların adli görüşme odasında yeniden dinlenmediği ve savunmanın karşılaştığı zorlukları telafi edecek yeterli karşı güvencelerin sunulmadığı tespit edilmiştir.

Öne çıkanlar

  • Cinsel istismar suçu bakımından tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar verildi.
  • Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldı.
  • Kırılgan mağdurların görüntülü kayıtlarının duruşmada izletilmemesi ve adli görüşme odasında dinlenmemesi hak ihlali sayıldı.
  • Kırılgan tanıkların doğrudan dinlenemediği hâllerde savunmaya telafi edici dengeleyici güvenceler sunulması gerektiği vurgulandı.
Anayasa Mahkemesinin yayımladığı resmî metni göster

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 24/2/2026 tarihinde, İ.L. (B. No: 2020/9807) başvurusunda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının, çocukların cinsel istismarı suçu bakımından ihlal edilmediğine; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından ise ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, kardeş olan üç erkek çocuğa cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır. Soruşturmanın tamamlanması üzerine başsavcılık, her üç mağdura yönelik eylemler nedeniyle başvurucu hakkında zincirleme suretiyle çocukların cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlemiştir. Yargılamayı yürüten ağır ceza mahkemesi (mahkeme); mağdurların yaşını, çocuk izlem merkezinde ifadelerinin alınmış olmasını ve psikolojilerinin olumsuz etkileneceğini dikkate alarak yeniden dinlenmelerine gerek olmadığına karar vermiştir.

Başvurucu müdafii, mağdurların ve babalarının beyanlarının çelişkili olduğunu savunarak tanıklar H.Y. ve N.T.nin mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etmiştir. Mahkeme, bu kişilerin beyanlarının kovuşturmaya katkısının olmayacağı gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Mahkeme; duruşma sonunda başvurucunun zincirleme suretiyle çocukların cinsel istismarı suçlarından ve zincirleme suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmasına hükmetmiştir.

Başvurucu müdafii; istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- duruşmada hazır edilmemeleri nedeniyle mağdurları sorgulayamadığını, başvurucunun mahkûm olduğu suçların her biri açısından kararların yasal ve yeterli gerekçe içermediğini, tanık dinletme taleplerinin gerekçesiz şekilde reddedildiğini ileri sürmüştür. Başvuruyu inceleyen bölge adliye mahkemesi ceza dairesi (daire), çocukların cinsel istismarı suçundan kurulan hükümler yönünden temyiz yolu açık, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükümler yönünden ise kesin olmak üzere istinaf talebini esastan reddetmiştir.

Çocukların cinsel istismarı suçu bakımından temyiz talebini inceleyen Yargıtay, mahkûmiyet kararlarına yönelik daire kararını bozmuştur. Anılan kararda mağdurların dava konusu olayın tek tanığı olduklarını değerlendiren Yargıtay, mağdurların duruşmada dinlenmesi, bunun mümkün olmaması durumunda ise ifade alma işlemlerinin aktarıldığı CD’lerin duruşmada taraflara birlikte izlenmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda mahkeme, başvurucunun her üç mağdura karşı çocukların cinsel istismarı suçundan önceki hükümlerdeki gibi cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme, gerekçesinde Yargıtayın bozma kararında belirttiği eksikliği mağdurların görüntülü ifadelerini içeren CD’yi duruşmada izleyerek giderdiğine dair açıklamaya yer verdikten sonra bu suçların sübutuna ve başvurucu hakkındaki cezaların belirlenmesine ilişkin bozma kararı öncesinde verdiği mahkûmiyet kararlarındaki gerekçeyi yinelemiştir. Başvurucu müdafii, duruşmada hazır edilmemeleri nedeniyle mağdurları sorgulayamadığına ve tanık dinletme taleplerinin gerekçesiz şekilde reddedildiğine dair itirazlarını tekrar ederek temyiz kanun yoluna başvurmuş, karar Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir.

İddialar

Başvurucu; anlatımları mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde delil olarak kullanılan tanıkların duruşmada sorgulanmalarına fırsat verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Tanık sorgulama hakkının etkili şekilde kullanılabilmesi için kural olarak suç mağdurlarının da ceza yargılaması sırasında sanık ile birlikte duruşmada hazır edilmesi ve sanığın mağdurla yüzleştirilmesi gerekmektedir. Ancak bazı mağdurların sanıkla doğrudan yüzleştirilmesi, psikolojik olarak örselenmelerine ve yeniden travma yaşamalarına yol açabilmektedir. Tanık kavramına yönelik yorum dikkate alındığında kırılgan tanık, kırılgan mağduru da kapsayan bir üst kavram olarak ortaya çıkmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin tanık sorgulama hakkına ilişkin kararlarında yer verdiği üç aşamalı test kırılgan tanıklar açısından da geçerlidir. Öncelikle kırılgan tanıkların duruşmada hazır edilmemelerinin geçerli nedenlerinin olup olmadığına bakılmalıdır. Sonrasında kırılgan tanığın beyanlarının atılı suç yönünden verilen mahkûmiyet kararı açısından tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Üçüncü aşamada ise kırılgan tanıklar için alınan önlemler sonucunda savunmanın karşılaştığı zorlukları dengelemek amacıyla savunmaya usule ilişkin karşı dengeleyici güvence sağlanıp sağlanmadığı ortaya konulmalıdır.

Bunlara ek olarak bir önemli dengeleyici güvence de soruşturma evresinde savunmaya, duruşmada dinlenmeyen tanığa soru sorma olanağının tanınmış olmasıdır. Çocuk izlem merkezlerinin yapısı ve çalışma usulü itibarıyla, ifade alma sırasında adli makamların ve mağdur çocuğun vekilinin ifadeyi aynalı odadan izlemelerinin ötesinde mağdura uzman aracılığıyla da olsa soru sorma imkânlarının olmadığı ve mevzuatta adli makamların aksine savunma tarafının çocuk izlem merkezinde hazır bulunma olanağının da bulunmadığı dikkate alındığında mağdurun ifadesinin çocuk izlem merkezlerinde alınıp videoya kaydedilmesinin ve bu kayıtların duruşmada izlenmesinin yeterli karşı dengeleyici güvence olup olmadığı somut olayın özel koşullarında değerlendirilmelidir.

Bu bilgiler çerçevesinde, somut olay her iki suç bakımından ayrı ayrı değerlendirilmiştir.

1. Çocukların Cinsel İstismarı Suçu Bakımından

Somut olayda, başvurucuya olayları kendi bakış açısına göre anlatma ve delillerini sunma imkânı tanınmıştır. Ayrıca kırılgan mağdurların ifade dökümleri duruşmada okunmuş, bozma sonrası yargılamada ise video kaydı başvurucuya izletilmiştir. Video kaydının izlenmesi, mahkemeye ve savunmaya mağdurların ifade sırasındaki tavırlarını gözlemleme ve güvenirliklerine ilişkin kendi izlenimlerini oluşturma imkânı vermiştir. Doğrulayıcı bir delil olarak olayın hemen ardından mağdurların anlatımlarını aktaran baba da duruşmada dinlenmiştir. Mahkemeye göre mağdurların anlatımları ile tanığın (babanın) sanığa isnat edilen suça ilişkin anlatımları da çok büyük ölçüde benzeşmektedir.

Diğer yandan başvurucu ve müdafii, duruşma sırasında ve sonrasında sundukları dilekçelerinde özellikle mağdur beyanlarının çelişkili olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini belirtmekle birlikte beyanların hangi noktalarda ne gibi çelişkiler içerdiğini ve bu çelişkilerin mağdurların neden tekrar dinlenilmesini gerektirdiğini açıklamamıştır. Oysaki somut olayda, başvurucuya ifade tutanakları ile CD içeriğini ve duruşma tutanağını karşılaştırarak itirazlarını etkili şekilde ileri sürme imkânı tanınmıştır. Dolayısıyla kırılgan mağdurların adli görüşme odası aracılığıyla yeniden dinlenmelerinin daha üst düzeyde güvence sağlayacağı açık olmakla birlikte somut olayın kendine özgü koşullarında da savunmanın maruz kaldığı engellerin/zorlukların yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerle telafi edildiği sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, açıklanan gerekçelerle çocukların cinsel istismarı suçu bakımından başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

2. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Bakımından

Somut olayda, istinaf aşamasında kesinleşen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından kırılgan mağdurların ifadelerinin alınması işlemi sırasında yapılan video kaydı, duruşmada başvurucuya izletilmemiştir. Bu durum mahkemeye ve savunmaya mağdurların ifade sırasındaki tavırlarını gözlemleme ve güvenirliklerine ilişkin kendi izlenimlerini oluşturma imkânı vermemiştir. Öte yandan mahkemenin ve dairenin kırılgan mağdurları öncelikle adli görüşme odaları aracılığıyla neden yeniden dinlemediğine ya da video kaydını neden duruşmalarda başvurucuya izletmediğine ilişkin bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır.

Kırılgan mağdurların yeniden ifadelerinin alınmamasına ya da beyan ve görüntü kayıtlarını içeren CD’lerin duruşmada izlenmemesine ilişkin eksikliğin çocukların cinsel istismarı suçu açısından Yargıtay tarafından bozma nedeni olarak değerlendirildiği ancak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun istinaf aşamasında kesinleşmesinden kaynaklanan yapısal sorun nedeniyle Yargıtayın bu yaklaşımının dosyaya yansıtılamadığı da dikkate alınmalıdır.

Nitekim Anayasa Mahkemesi, Fatma İyitütüncü ([GK], B. No: 2020/39936, 27/1/2026) kararında bir maddi veya hukuki vakıa ile ilgili olarak yargısal nitelikte bir karar verildikten sonra başka bir yargı merciinin aynı olgu hakkında bu karardan farklı bir sonuca ulaştığı durumlarda bunun gerekçesinin kararda belirtilmesi gerektiği, bu kapsamda istinaf aşamasında kesinleşen suç yönünden kurulan hükmün gerekçesinde kabul edilen maddi vakıa hakkında temyiz merciince farklı bir değerlendirme yapılmasının kişilerin gerekçeli karar haklarının ihlalini de gündeme getirebileceğini vurgulamış ve somut olay yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

Bu değerlendirmeler ışığında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu açısından güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş kırılgan mağdur (tanık) ifadelerinin mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde esas alındığı hâlde savunma tarafına karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin tanınmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda kırılgan mağdurların (tanıkların) -mevcut yasal düzenlemeler de gözetildiğinde- adli görüşme odası aracılığıyla yeniden dinlenmemelerinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

Kaynak

T.C. Anayasa Mahkemesi — anayasa.gov.tr

Resmî metni kaynağında aç →

Özet, Anayasa Mahkemesinin yayımladığı metne dayanılarak hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Resmî metin, 5846 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca kaynak gösterilerek sayfada değiştirilmeden yer almaktadır; bağlayıcı olan, Anayasa Mahkemesinin yayımladığı metindir.