0533 399 10 38 av.nisakilnamazbaygun@gmail.com
Sitede ara
Menü

Basın duyurusu · Bireysel başvuru

Şirketlere kayyım atanmasında hak ihlali bulunmadı

AYM, ceza soruşturmasında şirketlere TMSF'nin kayyım atanması ve tedbirin sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine hükmetti.

BB 21/25

Anayasa Mahkemesinin başlığıSilahlı Terör Örgütüne Üye Olma İddiasıyla Başlatılan Ceza Soruşturması Kapsamında Şirketlere Kayyım Atanması ve Bu Tedbirin Uzun Sürmesi Nedeniyle Yapılan Başvuruya İlişkin Karar

Başvurucu Betül Özbey Bayındır, FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla başlatılan ceza soruşturması kapsamında ortağı ve yöneticisi olduğu havacılık şirketlerine TMSF'nin kayyım olarak atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; terör örgütlerinin finansmanının önlenmesi ve muhtemel müsadere kararlarının etkisiz kalmaması için yönetim kayyımı atanmasının gerekli ve orantılı bir müdahale olduğu belirtilmiştir.

Mahkeme; darbe girişiminden hemen önceki hisse devirleri, havalimanındaki denetimsiz geçiş alanları, uluslararası para transferleri ve şirketlerin karmaşık mali yapısı nedeniyle soruşturmanın genişlediğini vurgulamıştır. Sürecin yargısal denetime açık olması ve keyfîlik içermemesi karşısında tedbirin süresinin tek başına ölçüsüz sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.

Öne çıkanlar

  • Ceza soruşturmasında şirketlere TMSF'nin kayyım atanmasında mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verildi.
  • Kayyım tedbirinin soyut şüphelere değil, hisse devirleri ve finansal incelemeler gibi somut olgulara dayandığı belirtildi.
  • Soruşturmanın uluslararası boyutu ve karmaşık mali yapısı nedeniyle tedbirin süresinin keyfî olmadığı ifade edildi.
  • Yargısal denetim imkânlarının varlığı gözetilerek tedbirin süresinde açık bir orantısızlık bulunmadığı değerlendirildi.
Anayasa Mahkemesinin yayımladığı resmî metni göster

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 31/7/2025 tarihinde, Betül Özbey Bayındır (B. No: 2019/42188) başvurusunda Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu; Goldair Havacılık Turizm Ltd. Şti., Beejet Havacılık Ltd. Şti. ve Tkjet Havacılık ve İnşaat A.Ş.nin hissedarıdır. Aynı zamanda Tarkim Uçak Bakım Onarım ve Havacılık Ltd. Şti.nin (TARKİM) ortağıdır. TARKİM 7/1/2014 tarihinde anonim şirkete dönüşmüştür. TARKİM’in kurucuları başvurucu ve başvurucunun eşi İ.F.B.dir. Bu tarihte 99 pay başvurucunun eşi olan İ.F.B.ye, 1 pay ise başvurucuya aittir. Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) darbe girişiminden kısa bir süre önce (27/6/2016 tarihinde) başvurucunun eşi şirketteki tüm paylarını başvurucuya devretmiştir. Bu tarihte TARKİM tek ortaklı bir anonim şirkete dönüşmüş ve yönetim kurulu başkanı da başvurucu olmuştur.

Başvurucu hakkında FETÖ/PDY’ye üye olma suçu nedeniyle başlatılan soruşturma devam ederken nöbetçi sulh ceza hâkimliğinden başvurucunun ortağı ve yetkilisi olduğu TARKİM’e kayyım atanması talebinde bulunulmuştur. Başsavcılığın talep yazısında ilgili şirketin FETÖ/PDY ile irtibatı ve örgüte finansal desteği olduğuna, ayrıca teftiş kurulu raporunda ve Emniyet Arama Tutanağı’nda belirtildiği üzere Atatürk Havalimanı’nda bulunan hangar ve yönetim ofislerinin havalimanı mevzuatına aykırı olarak denetimden uzak, insan ve eşya naklini mümkün kılacak şekilde olduğuna ilişkin tespitler nedeniyle kayyım atanmasının zaruri görüldüğü belirtilmiştir. Söz konusu talep üzerine, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (674 sayılı KHK) 19. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir.

Aynı soruşturma kapsamında 14. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla Goldair Havacılık Turizm Ltd. Şti., Beejet Havacılık Ltd. Şti. ve Tkjet Havacılık ve İnşaat A.Ş.ye TMSF’nin kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin kayyım atama kararının gerekçesinde şüphelilerin mal varlığında meydana gelen artışın suçtan kaynaklandığı ve örgüt üyesi olmalarının verdiği avantajla elde ettikleri mal varlığını terör örgütünün hizmetine sundukları yönünde yeterli ve kuvvetli şüphe bulunduğu açıklanmıştır.

Başvurucunun TMSF’nin kayyım olarak atanmasına ilişkin kararlara karşı yaptığı itiraz, 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla reddedilmiştir. Başvurucunun bu ret kararına karşı yaptığı itiraz ise 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla reddedilmiştir.

İddialar

Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla başlatılan ceza soruşturması sırasında ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyım atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kayyım atama kararını veren ve itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin yapısı nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele, demokratik toplum düzeninin korunması bakımından son derece hassas ve zorluk arz eden bir alandır. Bu çerçevede hangi tedbirlerin alınmasının gerekli olduğu hususu, öncelikli olarak kamu düzenini sağlamakla yükümlü olan ilgili kamu makamlarının takdirindedir. Zira terörizmin ve organize suç yapılarının dinamik doğası, alınacak önlemlerin de olayın kendine özgü koşullarına göre belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle kamu makamlarına suçla mücadelede etkili, zamanında ve amaca uygun tedbirler geliştirme noktasında belirli bir takdir yetkisi tanınması kaçınılmazdır. Bununla birlikte hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, kamu makamlarının sahip olduğu bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Alınan tedbirin ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı olması, temel hak ve özgürlükler üzerindeki sınırlamanın ölçülü kalması gerekmektedir.

Somut olayda başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketler ile bu şirketlerin eski ortağı olan eşi hakkında yürütülen ceza soruşturmalarının içeriği, başvuruya konu şirketlerin faaliyet alanı ve mali yapısı ile ilgili olarak düzenlenen raporlar ve yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde; şirketlerin mal varlığının terör örgütlerinin finansmanında kullanılmasının önlenmesi ve ileride verilmesi muhtemel bir müsadere kararının etkisiz hâle gelmemesi bakımından söz konusu şirketlere yönetim kayyımı atanmasının kamu yararını ve meşru amaçları gerçekleştirmek açısından gerekli bir müdahale olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Bu tedbir genel ve soyut bir şüpheye değil, darbe girişiminden hemen önce gerçekleştirilen ortaklık payı devri gibi somut olaylara ve soruşturmanın dinamik ilerleyişine dayanmaktadır. Başvurucunun eşinin yurt dışında bulunması, TARKİM’in yönettiği hangarlarda apron ve kontrollü bölge arasında denetimsiz geçişe imkân veren güzergâhların hangi amaçlarla kullanıldığının hâlâ netleştirilememesi ve bu konudaki araştırmaların devam ediyor olması soruşturmanın hem kapsamını genişletmiş hem de süresini uzatmıştır.

Uluslararası para transferleri, yabancı bağlantılar ve örgütsel ilişkilerin çözülmesine yönelik kapsamlı incelemeler ile şirketlerin karmaşık finansal yapısı birlikte değerlendirildiğinde, kayyım tedbirinin uzun sürmesinin keyfî olmadığı; aksine soruşturmanın niteliği ve ortaya çıkarılması gereken ilişkilerin çok boyutlu yapısından kaynaklandığı görülmektedir. Başvurucunun şirketlerine yönelik kayyım atanması genel bir şüpheye değil, somut olgulara ve çok aktörlü, uluslararası boyut içeren ceza soruşturmasının karmaşıklığına dayandığından, tedbirin süresinin uzunluğu tek başına ölçüsüz kabul edilemez. Ayrıca tedbirin soruşturmanın gerektirdiği zorunlu bir müdahale olduğu, keyfî biçimde uzatılmadığı ve sürekli yargısal denetime açık bulunduğu anlaşılmaktadır. Kayyım tedbirinin süresine ilişkin yeniden başvuru yapılabilmesi ve kayyımın işlem ve eylemleri nedeniyle devlete karşı dava açılabilmesine imkân tanıyan güvenceler de başvurucunun süreç boyunca etkili yargısal koruma mekanizmalarından yararlanma imkânının devam ettiğini göstermektedir.

Bu nedenlerle somut olayda suçtan elde edilen gelirlerin tespiti ve örgütsel ilişkilerin ortaya konulması gibi çok boyutlu unsurlar dikkate alındığında kayyım atama tedbirinin süresinde açık bir orantısızlık veya keyfîlik bulunmadığı anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

Kaynak

T.C. Anayasa Mahkemesi — anayasa.gov.tr

Resmî metni kaynağında aç →

Özet, Anayasa Mahkemesinin yayımladığı metne dayanılarak hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Resmî metin, 5846 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca kaynak gösterilerek sayfada değiştirilmeden yer almaktadır; bağlayıcı olan, Anayasa Mahkemesinin yayımladığı metindir.